25 Temmuz 2014 Cuma

Polislik sadece telefon dinlemekten mi ibarettir?

Bugünkü Hürriyet'te çıkan yazımı bir önemli gördüğüm bir web linkiyle birlikte burada da paylaşıyorum.
***

Gazetelerin manşetlerini önceki gün İstanbul merkezli olarak başlayan ve yüzün üzerinde polis müdürünün gözaltına alındığı 'casusluk soruşturması' süslüyordu.
Daha çok erken ama gerek savcılıktan yapılan açıklamadan ve gerekse gazetelere yansıyan kimi iddialardan, soruşturmanın özünü bu gözaltına alınan polis müdürlerince yapılan bazı telefon dinlemelerinin oluşturduğu anlaşılıyor.
Peki neden telefonları dinlemiş polisler? 'Selam-Tevhid' adı verilen ve İran'a casusluk yapan bir örgütü çökertmek üzere.
Düşünsenize, İran lehine casusluk yapan, Türkiye'nin Milli İstihbarat Teşkilatı'na müsteşar seviyesinde, bakanlıklarına başka yüksek seviyelerde ve nihayetinde başbakanın yakın çevresine kadar sızdığı öne sürülenbir örgüt var ve bu örgüte karşı elinizdeki yegane soruşturma silahı telefon dinlemeler.
Bu işte bir yanlışlık var.
Ya karşıdaki 'örgüt' öyle sizin söylediğiniz çapta değil, hatta belki hiç yok. Veya evet belki siz şüphelerinizde haklısınız karşıda devasa bir sızma/casusluk örgütü var ama siz bunca yıldır bu örgütü bildiğiniz halde onun içine sızmayı, eylemlerini ve ilişkilerini telefon dinleme dışında başka yöntemlerle delillendirmeyi hala başaramamışsınız.
Neyse amacım 'Selam-Tevhid' örgütü veya şimdi onun karşısına çıkarılan diğer öcü olan 'Paralel Yapı' ile ilgili yazmak değil. Geçen gün başladığım telefon dinlemeyle ilgili ufukta beliren yeni yasal/idari düzenlemelerle ilgili yazmaya devam etmek istiyorum. Son operasyon benim için fazladan bir örnek daha, o kadar.
Şu anda rakamlar nedir bilmiyorum ama bir dönem, herhangi bir anda (sizin için bu cümleyi okuduğunuz an) tam 80 bin kişinin telefonu mahkeme kararıyla dinleniyordu. Bu insanlar ayda ortalama 25 farklı insanla konuşuyor olsalar 2 milyon kişinin konuşmaları kayıt altına alınmış olur. Üç aylık bir dinleme sonunda 6 milyon insanı kayıt altına almış olursunuz. Bu da yetişkin nüfusun yüzde 10'dan fazlası eder.
Türkiye'de 20 yıldan fazla zamandan beri savcılıklar telefon dinleme kayıtlarını mahkemelere kanıt olarak sunuyorlar. Aslında mahkemeler ve Yargıtay bu gidişe dur diyebilir, telefon kayıtlarının kanıt olarak kullanılmasına ciddi sınırlar getirebilirdi. Ama çelişkili Yargıtay kararları sayesinde bu sınır getirilmedi; bunu gören savcılar ve polis de, telefon kayıtlarını elde etmeye yüklendikçe yüklendi.
Yasalar normalde terör ve uyuşturucu dahil organize suç örgütü soruşturması dışında telefon dinlemeye izin vermiyor. Ama soruşturma yaparken hangi suçtan soruşturacağına savcı karar veriyor ve telefon dinlemeye izin veren bir yasa maddesi kullanıyor savcı soruşturmasında, sonra davayı o maddeden açmasa bile telefon kayıtları elde oluyor, mahkeme dosyasına da giriyor.
Bu, işin bir yönü. Suistimal edildiği, polis olmanın telefon dinlemeye indirgendiği ve diğer delil bulma faaliyetlerinin neredeyse ikincilleştiği çok belli.
İşi 'gerçeği aramak' olması gereken polislerin önce buna tepki göstermesi lazım ama hayır, göstermediler.
Yine de, burada anlattığım 'adli' dinlemeler aslında telefon dinleme sorunumuzun küçük bir bölümü.


Asıl büyük sorun istihbari dinlemede...



Acaba 20 yıl öncesine kadar varlığını bile bilmediğimiz 'Emniyet İstihbarat'ı bugün neden bu kadar çok konuşuyoruz?
Türkiye cep telefonuyla 90'ların başında tanıştı. O yıllarda hala evimize telefon bağlatmak bir meseleydi ama isteyen her köşe başındaki bayiye gidip bir cep telefonu alabilecekti. Aldı da.
Mehmet Ağar'ın Emniyet Genel Müdürlüğü döneminde, Ankara'da Yıldız'da yaptırılan devasa binaya üç cep telefonu operatöründen fiber optik kablolar bağlandı. Ve Türk polisi birden bire ülkedeki herkesin telefonunu dinleyebilir hale geldi. (Bununla ilgili mahkeme kararının öyküsünü çok eskiden yazmıştım, bir ara yeniden yazarım.)
Derken aynı imkanı jandarma da elde etti, MİT tabii ki geri kalmadı.
2005 yılında TİB kurulana kadar bu üç kurum herhangi bir denetime tabi olmaksızın istediği telefonu istediği şekilde dinledi/izledi desek yalan olmaz.
TİB kurulup bir düzen getirilince bu kez yasada yer alan 'istihbari dinleme' devreye girdi; polis, jandarma veya MİT dinlemek istediği kişiyi kendince bir örgütle bağlantılı gösteriyor, çoğu zaman kişinin adını bile vermiyor sadece telefonunun IMEIE numarasını dosyaya koyuyor, çok sıkışırsa sahte isimlerle istediği dinlemeyi yapıyordu. Bu düzenin bugün de sürüyor olması kimseyi şaşırtmamalı.
Telefon dinlemeye getirilecek yeni düzen, en önce bu konuyu çözmeli.

Bu meseleleri yazmaya devam edeceğim.

1 yorum:

  1. Sayın Berkan,
    Selam-Tevhid Örgütü diye bir örgütün varlığı zaten tescilli. Bu ülkenin aydın insanlarına (Uğur Mumcu, Bahriye Üçok) düzenlenen suikastların faili olarak arşivlerde yer almaktadır, varlığı da yıllardan beri herkesin bildiği bir gerçek. "Böyle bir var mı yok mu yeni mi icad ediliyor?" gibi bir yaklaşım gerçekçi değildir. Böyle hunharca işlere imza atmış eli kanlı bir örgütle ilgili soruşturma sonuna kadar gitmeli, aydınların kanının hesabı sorulmalıydı diye düşünüyorum. bu konuda sizlerden de güçlü bir destek olmalıydı diye düşünüyorum. İyi çalışmalar...

    YanıtlaSil